26 Aralık 2012 Çarşamba

İşlerin yoluna girmesini bekliyordu hala. Sanki sadece birkaç güncük geçmiş gibiydi son finallerin ardından..Oysa kocaman bir hayat geçmişti. Aslında çok da yoldan çıkmış gibi görünmüyordu işler. Kendi tıkırında işliyorlardı. Beliki de sorun buydu... Her şeyin Kendi tıkırında işlemesi... Sinemada bir film izler gibi izliyordu işlerin gidişatını ama ne bir laf ediyor, ne bir müdahalede bulunuyordu. Sonra da birisi gelip "İşler nasıl gidiyor?" diye sorduğunda, "İşler hiç yolunda gitmiyor!" diyordu. Ama içine dahil olmadığı bir işin yolunda olup olmadığını anlamak mümkün müydü?

Yeni bir şeyler yapmaya başlamak hep umut vaadedici, neşe verici gibi görünür. İşin aslı yeni şeylerin diğer yüzünü görmekle ortaya çıkmaya başlar ve asla son bulmaz...

Günün Şarkısı

Yorucu olması beklenilen ama gün ilerledikçe güneşin neşeli neşeli etrafa ışıklarını saçmasıyla bulaşıcı neşeye tutulan sıradan ama bir o kadar da NEŞELİ bir gün(dü). Beni neyin mutlu ettiğini biliyorum: Güneşin (: Ne yaz mevsimini severim ne kışı...Ama kıştan sonra gelen bahar ve yazın ardından gelen hazan gibisi yoktur... Öyle bir gün... Fazlasıyla sıradan ama neşeli (:

NOT: Bu arada bu bloğun sahibi ergen mi One Direction dinliyor diyebilirsiniz...Hayır ergenlikten çıkalı çok oldu ama ruhum hala ergen, hala çocuk..Zaten yetişkin olmanın neresi güzel ki?

23 Aralık 2012 Pazar

Günün şarkısı




Bugünün şarkısı bu olsun...Aslında ne ruh halimi, ne günün halini ne de başka bir şeyi yansıtan bir şarkı bu. Ama yine de belki birilerine hitap eder diye yayınlıyorum. Gerçi benden başka kimsenin de takıldığı yok buralarda. Belki bir günlerle yaşamaya devam...

21 Mart 2012 Çarşamba

Başlığı olmayan hikaye-1

Sadece "Çok endişelenmiştim!" diyebildi. Bu iki kelime bütün olayların özürü anlamını taşıyordu aslında. O an "Çok endişelenmiştim!" demek, "Affet" demekti. Oysaki "Affet", tek kelime ile ifade edilmesi daha kolay bir anlatım sağlıyordu olaylara. Kalbini kandıran kız, "Çok endişelenmiştim” in o an ki anlamını bilse de oralı bile olmadı. O da sadece kafasını çevirdi. Kendine saklı çocuk, bunu "Umurumda değil" diye tercüme etti kendi diline. Oysa kız "Seni üzmemek için öyle davranıyordum ve davranmaya da devam edeceğim." diyordu içinden. Keşke, kalbini kandıran kız içinden söylediği tüm kelimeleri dışarı yansıtsaydı. Tüm o kafa çevirmelere rağmen “Sana sadık kalacağım." dedi kendine saklı çocuk, şansını son bir kez daha denemek istermişçesine. Kalbini kandıran kız bu sefer kafasını çevirmekten çok daha ağır olan sözler sarf etti. "Bana güvenme." dedi, kendine saklı çocuğun içindeki en hassas umudu kırarak. "O zaman seninle konuşmamın hiçbir anlamı yok." dedi çocuk. O da kızı kırmak, incitmek, canını acıtmak istiyordu, ne var ki bunu yapamayacak kadar çoktu sevgisi. Kız ilk defa içinden söylediklerinin çok azını dışa vurdu: "Seni incitmek istemiyorum. Sadece dürüst olmaya çalışıyorum.". Gerçekten de bu sözler kızın o an hissettikleriydi. Ama o an söylenecek her söz çocuğu incitirdi. İncindi çocuk. Hem de hiç ummadığı bir anda, hiç ummadığı bir kişi tarafında. Kız "Bana güvenme" diyordu. Çocuk ona güveneli çok olmuştu. O kadar incinmişti ki çocuk... "Bu bizim son konuşmamız olacak. Seni hayatımdan sileceğim." dedi. Asıl amacı gerçekten kızı hayatından silmek miydi? Yoksa gözdağı mı vermeye çalışıyordu? Belki de deniyordu kızı? Belki hepsiydi, belki hiçbiri. O an ki gerçek olan tek şey ikisinin de içine akıttıkları gözyaşlarıydı. Keşke içlerine değil, birbirlerine akıtsalardı o nazik gözyaşlarını. Çocuk "Bu son" dediğinde kız biliyordu ki bu gerçekten sondu ve asla bir son yoktu. Ve kız yine biliyordu ki söyleyeceği tek bir kelime dahi kaderlerini sonsuza kadar değiştirecekti. Yine de vazgeçmedi oynamaktan. Yorulmuştu, ama şimdi vazgeçerse ileride daha çok pişman olurdu. O yüzden "Kararlarına saygı duyuyorum. Peki, son sözlerimi söyleyebilir miyim?" dedi. İşte yine içi başka, dışı başkaydı. Hâlbuki içindekileri söyleseydi... "Bana öğrettiğin her şey için teşekkürler." diye başladı son söz dediği anlamsız ama aslında bir o kadar da anlam dolu kelimelere. Ve "Sana hiçbir zaman yalan yalan söylemedim." dedi ardından. Hâlbuki bu cümleyi sarf ederken bile yalan söylüyordu. Durdu, düşündü. Bu yalanlar onun içindi diye ikna etti içini. "Bana ne zaman ihtiyacın olursa burada olacağım." Biliyordu, çocuğun bir gün ona ihtiyacı olacağını ama asla ondan yardım istemeyeceğini. Kız da şansını deniyordu sonuçta. "Son bir cümle daha" dedi ve o güne kadar ne varsa ifade edilebilecek, o üç kelimeyi söyledi "Seni gerçekten sevdim."...

6 Mart 2012 Salı

Bazen Sen o kadar bensin ki, sanki ben Senin içinde ufak bir noktayım… Ya da ben aslında yokmuşum da sadece Senin düşüncelerinde oluşturulmuş bir hayalmişim… Bazen Sen içimde o kadar çoğalıyorsun ki, engel olamıyorum sevmelere. Bazen de o kadar bulanıklaşıyorsun ki anlayamıyorum aslında var olup olmadığını. Her gün gözümü açar açmaz “ Bugün Onu nasıl seviyorsun?” diye soruyorum kendime. Eğer mavi seviyorsam günüm sıradan insanların maviliğinde geçiyor. O zaman Seni bir bebeğin mavi gözlerinde seviyorum. Onun gülüşü ile gülüyorum ve onun karnının acıkması ile hasret duyuyorum Senin kokuna. Dünyanın neresine gidersem gideyim mavi sevebilirim Seni çünkü, bir bebek dünyanın her yerinde bebektir ve bir bebek güldüğünde dünyanın öbür ucunda benim Sana olan sevgim güçlenir.
Eğer pamuk seviyorsam Seni, o zaman her şey yolunda gider. O gün Sen bir pamuk ninenin ellerindesindir ve o eller öpülmeye değerdir. Seni pamuk sevmek demek bulutlara bakıp bakıp her bulutun şeklinde Seni görmek demek. Ben Seni pamuk sevdiğimde bilirim ki Sen de beni seviyorsundur. Ama her zaman pamuk sevemem Seni. Çünkü bahardan kalma günlerden birinde karlar erir ve Senin beni sevmelerin kar suyuna karışır, döner bana geri gelir.
Eğer Seni gece seviyorsam işte o zaman buruk bir gülümseme oturur dudaklarıma. Gece; bir battaniyedir sevenlerin üstüne ve yalnızca gece anlar sevilenlerin nasıl sevildiğini. Birisi birisini gece seviyorsa, çok uzaklardan bir rüzgâr eser. Bir yusufçuğun kanatlarından, bir yağmur damlası düşer ve gözyaşı olur sevenin kalbinde. Eğer birisi birisini gece seviyorsa, sevilen giden olmuştur, seven ise kendini bir çift kara gözde bulmuştur. Bazen Seni gece seviyorum sevgilim. Sen gidiyorsun düşlerimden, ben kendimi bulamıyorum.
Dünyanın benim tarafı gece iken, Sen günlük güneşlik yaşıyorsun. Sevmelerden aciz olsan da sevilensin. Ama üzgünüm sevgilim, dünya döndükçe, bir gün Sen de gece seveceksin…

18 Ocak 2012 Çarşamba

Sensin!

Bu bloğun adı "Sensin!" olsun dedim. Ama bir sorma bakalım niye dedim. Çünkü cevabı ben de bilmiyorum. o an ne düşünüyordum, nasıl bir ruh hali içindeydim bilmiyorum...Belki de demek istedim ki: Burada ki herşey Sensin! Tüm yazılanlar, okudukların, anladıkların, anlamadıkların, görmediklerin...Hepsi senin için yazıldı, seni anlatmak için, anlamak için..Okuduklarında kendini bulacaksın...Aslında benim için düşündüğün herşey Sensin! benim senin için yazdığım herşey de Benim..Sen Sensin, ben Senim..Senin içinde göremediğin herşeyim..Ve buradaki herşey Sensin.. Çünkü sen Sensin..Ben ise sadece Senim...

16 Ocak 2012 Pazartesi

Aslında ilk gönderiye uygun, şöyle artistik ilgi çekici birşeyler yazmak lazımdı..Ama son sınıfa ait, finalleri olan bir öğrenciydi o ve daha yapması gerek ödevler, geçmesi gerek sınavlar, herkese yetecek kadar bahaneleri vardı. O yüzden "bu şimdilik böyle bir giriş olsun da işler yoluna girince kendime bir çeki düzen veririm" dedi..Bilmiyordu ki işler asla yoluna girmezdi..